"İkinci Beyin Bağırsaklar" kitabının yazarı Prof. Dr. Başaranoğlu: Metropollerde yaşamaya çalışmak ve stres, bağırsakların en büyük düşmanı

Beyinden sonra en fazla sinir hücresine sahip organın bağırsaklar olduğunu belirten Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Başaranoğlu ile beyin-bağırsak ilişkisi, bağırsak sağlığı, mikrobiyota, probiyotikler ve kanser konularını konuştuk

Prof. Dr. Başaranoğlu: Sağlık bağırsaktan gelir, bağırsaktan gider / Fotoğraf: Pixabay

Son yıllarda tıp alanındaki yeni çalışmalar ışığında pek çok organın sanılandan daha aktif ve belirleyici rol oynayabildiği ortaya çıktı.

Bunlardan biri de bağırsaklar oldu. Bağırsakların vücuttaki fonksiyonunun sindirim ve emilimden ibaret olmadığı ve hatta "ikinci bir beyin" gibi işlev gördüğüne dair bilgiler paylaşıldı.

Sağlık alanında ikisi ABD'de, üçü de Türkiye'de yayımlanmış beş kitabın yazarı Prof. Dr. Metin Başaranoğlu ile sağlıklı bir bünyede bağırsakların rolünü konuştuk. 

2018'de çıkardığı "İkinci Beyin Bağırsaklar" kitabı 5. baskısını yapan Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Başaranoğlu'na göre bağırsaklar, hem vücut hem de ruhun hayatta kalmasını önemli ölçüde etkiliyor.

Bağırsaklara neden "ikinci beyin" benzetmesi yapılıyor?

Sağlıklı bir vücudun yolunun sağlıklı bağırsaklardan geçtiğini ifade eden Prof. Dr. Başaranoğlu, bağırsakların neden ikinci beyin olarak nitelendirildiğini şu sözlerle açıkladı: 

Merkez sinir sisteminin en büyük parçası beyin. Bağırsaklarda da beyindeki kadar olmasa da sinir hücresi olduğu görülmüş, beyinle benzeşmesinin birinci unsuru bu. Bağırsaktaki sinir hücrelerinin (nöronlar) kendi aralarında iletişim halinde ve beyindeki gibi bu iletişimi çeşitli kimyasallarla sağlıyor, tıpkı beyin gibi. Beyinden sonra en çok sinir hücresi sayısı, bağırsaklarda.

"Mutluluk veren kimyasal (seratonin) vücutta en fazla bağırsaklarda var"

Başaranoğlu, beyin ile bağırsaklar arasındaki bağlantıyı ise şu sözlerle açıkladı:

Beyin ile bağırsaklar arasında bir bağlantı var, vagus denilen bir sinir. İkisi arasında da iletişim olduğunu görüyoruz. Sağlıklı bir bağırsak, bedensel ve ruhsal sağlık için gereklidir. Bağırsaklar ile beyin etkileşim halinde ya, işte o etkileşimin olabilmesi için bağırsaklarda bazı kimyasallar üretilmeli. Mutluluk veren kimyasal (seratonin) da vücutta en fazla bağırsaklarda var!

 

Prof. Dr. Metin Başaranoğlu Bezmialem Vakıf Üniversitesi.jpg
Prof. Dr. Metin Başaranoğlu / Fotoğraf: Bezmialem Vakıf Üniversitesi

 

"Mikrobiyotalar, ilaç fabrikası gibi çalışıyor"

Başaranoğlu'a bağırsak florası olarak bilinen mikrobiyotayı da sorduk.

Bunun (mikrobiyota) çoğunluğunu bakterilerin oluşturduğunu belirten Başaranoğlu, "Siz içeriye meyve ve sebze atarsanız yani yerseniz, sağlıklı mikroplarınızı çoğaltırsınız. Mikrobiyotalar, ilaç fabrikası gibi çalışıyor. Sağlıklı şeyler yediğinizde, bunları sindiriyor mikroplar ve seratonin ve benzeri kimyasallar çıkarıyor. Sinirler bağırsağa, bağırsak da beyni etkiler" yorumunu yaptı.

"Vücudun en büyük bağışıklık sistemi bağırsaklarda yer alıyor"

Prof. Dr. Metin Başaranoğlu, bağırsakların, duyuları olan, nöroekdokrin bir organ olup, beyinde yerleşik bulunan her nörotransmitterin burada da yer aldığını belirterek, bağımsız bir sinir ağına sahip olan bağırsaklarda, vücudun en büyük bağışıklık sisteminin yer aldığını kaydetti.

"Kalın bağırsak operasyonundan sonra dahi kaliteli bir yaşam mümkün"

Cerrahi operasyonlardan sonra kalın bağırsaklar çıkarılınca geride kalan bağırsakların fonksiyon için yeterli olduğuna da değinen Metin Başaranoğlu, hastaların kalın bağırsak operasyonundan sonra dahi kaliteli bir yaşam sürebileceğine değindi.

Başaranoğlu'na göre günümüz metropol yaşamı, diğer organların olduğu kadar bağırsakların da en büyük düşmanı:

Sağlıklı bağırsaklar için sağlıklı beslenme önemlidir. 25-30 yıl önceki doğal gıdalarla, sağlıklı beslenme günümüzde kalmadı. Sebze, meyve tüketimi azaldı. Aşırı işlenmiş, değersiz ürünler tüketilir oldu. Paket, hazır ürünlere yönelim oldu. Ne kadar inkâr etsek de bugün Türk toplumunun beslenmesi, Batılılar tarafından şekillendiriliyor. ‘Metropol tipi' denilen bu beslenme biçimi, aşırı yağ ve aşırı işlenmiş rafine, yani hazım ihtiyacı olmayan nişasta bazlı şeker, mısır şurubu früktoz tüketimiyle gerçekleşiyor.

"Yaşadığınız metropol sizi ruh hastası yapabilir"

"Yaşadığınız metropol sizi ruh hatası yapabilir" uyarısında bulunan Başaranoğlu, yoğun iş yaşamı nedeniyle hazır gıdaların tüketiminin artırılması, meyve ve sebze tüketiminin ise azaltılmasının bağırsak sağlığına olumsuz etkilerini şöyle sıraladı:

Fast food yaşam tarzı, metropol hayatı sizi sürekli çalışmaya ve diğer şeylere az vakit ayırmaya zorluyor ve sizler de sağlıklı beslenemeyip hazır gıda tercih ediyorsunuz. Akdeniz tipi beslenmeyi bir kenara bırakıp, lif kısıtlı besleniyorsunuz. Kötü bakteriler bağırsakta çoğalıyor, kötü kimyasallar üretilip size kaygı, stres, mutsuzluk ve bağışıkluk (otoimmun) sistemi bozuklukları ve hastalıklarına neden oluyor.

"Ev taşıma stresi bile bağırsak hastalıklarını tetikleyebiliyor"

Prof. Dr. Başaranoğlu, stresi, bağırsak sağlığını olumsuz etkileyen başlıca faktörler arasında saydı:

Stres, bağışıklık sistemimizde bozukluğa neden oluyor. Bağırsak iltihapalanması beyaz yakalılarda daha fazla görülüyor. Ev taşıma stresi bile bağırsak hastalıklarını tetikleyebiliyor. Genetik zemininiz istediği kadar olsun, stres gibi tetikleyici bir faktör olmazsa hastalığa yakalanmazsınız. Dedeleriniz, anneanneleriniz zamanında bu kadar stres, metropol yaşamı ve kötü beslenme yoktu.

"Sağlık bağırsaktan gelir, bağırsaktan gider"

Türkiye'de şekerli gıda tüketilmesinde kısıtlama getirilmesi gerektiğini savunan Başaranoğlu, ABD ve Avrupa'da bu gıdalara yüzde 20'lik vergi getirildiğini ve böylelikle tüketimde düşüş yaşandığını ifade etti.

Böylelikle hem tüketimin azaltılıp hem de vergi yoluyla kaynak yaratmış olunduğunu söyleyen Metin Başaranoğlu, yetkililere de seslendi:

Sebze-meyve tüketimini artırmak istiyorsanız vergiyi azaltın, bunu teşvik edin! Batılı yaşayıp tüketmeye başladık, çizgi filmlerde bile reklamlar abur cubur üzerine! Yeşil, sarı, kırmızı etiketler konuluyor yurtdışında. Örneğin, ‘Az miktarda tüket' demek kırmızı!

"Yeme-içme kültürü ailede başlar, okulda devam eder"

Türkiye'de sürekli ülke nüfusunun genç olmasıyla övünülmesine de değinen Prof. Dr. Metin Başaranoğlu, "Genç nüfusla övünüyoruz ama onlara yönelik ne yapıyoruz? Gençler konusunda yiyecek-içecekte harekete geçilmeli. 10 yaşında yeme-içme kültürü çocukta yerleşmelidir. Önce ailede başlar sonra okulda devam eder bu kültür ve yerleşir. Bu yaşlardan yeme-içme kültürü oluşturulmalı" değerlendirmesinde bulundu.

"Bağırsaklar vücudumuzdaki en hassas, duygusal ve en duyarlı organlardan biri"

Ruh sağlığının yerinde olmasının bağırsak sağlığı için de önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Metin Başaranoğlu, "Bağırsaklar vücudumuzdaki en hassas, duygusal ve en duyarlı organlardan biridir" yorumunu yaptı.

"Eczaneden probiyotik kullanmak paranızı çöpe atmak demektir"

Probiyotikleri de sorduğumuz Başaranoğlu, "Ptobiyotik üreticileri dediklerimiz, dev ilaç firmalarıdır. Ezcanelerde satılan bu ilaçların faydalarına dair bilimsel kanıt yok. Yurtdışında, probiyotik hangi hayvandan elde edildi, o hayvan ne ile beslendi gibi tüm yönleriyle açık bir reçete gibi yazılır. Türkiye'de ise bu netlik, detaylar yok. İlaçta yazmaz. Yani Türkiye'de şeffaf şekilde yürütülmüyor bu iş. Eczaneden probiyotik kullanmak paranızı çöpe atmak demektir" ifadelerini kullandı.

İşlenmiş gıda ve kanser ilişkisi: Genetik zemin olsa da, üzerine çevresel faktör lazım

Mide-kalın bağırsak kanserlerinin son yıllarda daha sık görülmeye başlandığını da söyleyen Başaranoğlu, işlenmiş ürünün çok tüketilmesinin de olumsuz etkide bulunduğunu anlattı.

Bireylerin genetik zeminleri olsa da üzerine tetikleyici bir çevresel faktör gerektiğini savunan Başaranoğlu, "En bariz faktör sucuk, salam, sosis gibi şarküteri gıdalar ve kalitesiz beslenme, obezite. Et et olarak, sebze sebze, meye de meyve olarak tüketilmeli, pakete konulduğunda iş bitiyor!" dedi.

Prof. Dr. Metin Başaranoğlu kimdir?

Doktorluk unvanını İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden alan Metin Başaranoğlu, iç hastalıkları ihtisasını ve gastroenteroloji yan dalını Türkiye'de tamamladıktan sonra çalışmalarını ABD'nin Missouri eyaletindeki St. Louis Üniversitesi Tıp Fakültesi Karaciğer Merkezi'nde sürdürdü.

Yağlı karaciğer ve metobolik karaciğer hastalıkları biyoloji alanında 20 yılı aşkın süredir çalışmalarda bulunan Başaranoğlu, yurt dışında 100'ü aşkın basılmış araştırma makalesine yazarlık yaptı.

Prof. Dr. Metin Başaranoğlu'nun Türkiye'de İkinci Beyin Bağırsaklar, İçimizdeki Çernobil ve Yalancı Şeker adlı üç kitabı yayımlandı. 

New York'ta yağlı karaciğer hastalıkları üzerine bir kitap ve kitap bölümü de yazan Metin Başaranoğlu, bilimsel dergilerin yayın hakemliğinde ve yayın kurulunda görev almaktadır.

Amerikan Karaciğer Hastalıkları Araştırma Derneği'nden iki, Avrupa Karaciğer Cemiyeti'nden ise bir kez "En Genç Araştırmacı Ödülü"nün sahibidir. 

 

 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU