Dağlık Karabağ sorunu küresel bir sorun olma yolunda ilerliyor

Prof. Dr. Yıldız Deveci Bozkuş Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Dağlık Karabağ sorununda 9 Ekim'de Moskova'da yapılan uzun bir görüşmenin ardından taraflar arasında 10 Ekim'den itibaren geçerli olmak üzere ateşkes konusunda bir antlaşmaya varılmıştı.

Bu ateşkes özellikle Ermenistan tarafında Paşinyan yönetimine dair artan eleştirileri ortadan kaldırma konusunda büyük bir önem taşımaktaydı.

Ermenistan'da halk yoğun bir şekilde çatışmaların ilk günlerinden itibaren askerdeki çocuklarından haber alamamakta ve yeniden seferberliğin ilan edilmesiyle birlikte özellikle büyük kayıplar veren Ermenistan tarafında Paşinyan yönetimine karşı ciddi tepkilerin oluşmasına neden olmuştur.

Paşinyan bir taraftan Rusya'nın Ermenistan'ı yalnız bıraktığını ileri sürerken, diğer taraftan ateşkes kurallarına riayet etmeyip askerleri ve halkını cepheye sürmeye devam etmiştir.

Bu durum Paşinyan yönetimine yönelik ciddi rahatsızlıkların duyulmasına neden olmuştur.


Çatışmaların ilk günlerinden itibaren yürütülen ciddi propaganda faaliyetleri nedeniyle kamuoyundaki bir çok bilgi teyit edilmeye muhtaç olsa da özellikle kutsal mekanların bombalandığı iddiaları kamuoyunda ciddi tepkilere neden olmaya başlamıştır.

Ermenistan tarafı 27 Eylül'den bu yana her geçen gün ciddi kayıplar vermeye devam etmekte ve Paşinyan artık hem dışarıdan hem de içeriden yaşlı, genç, asker, sivil gözetmeksizin herkesi cepheye çağırmaya devam etmektedir.

Bu çağrı yurt içi ve yurt dışından destek bulmakta, asker ve sivillerin yanı sıra bazı terör örgütlerinin de Paşinyan'ın bu çağrısına cevap verdikleri görülmektedir.

Hatta bazı Rus gazeteciler ise Wagner'e ait paralı askerlerin Ermenistan tarafında cephede görev aldığını iddia ederek Rusya'nın sürecin içerisinde aktif bir biçimde rol aldığına işaret etmektedir.

Dağlık Karabağ sorununda çatışmalarda kullanıldığı iddiasıyla Kanada'nın Türkiye'ye bazı teknolojiler konusunda verdiği ihracat iznini geçici olarak durdurduğunu açıklaması ise burada bir kez daha Ermeni diasporasının tıpkı 1915 Olayları söz konusu olduğunda ortaya koyduğu gücünü bu konuda da kullandığını gözler önüne sermiştir.


Bu nedenle 10 Ekim'den itibaren geçerli olan ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi'nin belirttiği kriterlere uygun olarak taraflar arasında cenazelerin ve esirlerin değişimi konusunda bir antlaşmaya varılmasına rağmen Ermenistan tarafı bu ateşkesi suistimal etmiştir.

Cenevre ve Moskova görüşmeleri öncesinde de geri adım atmaya hazır olduğunu beyan eden Paşinyan'ın daha fazla kayıp vermemek adına  elde ettiği son şansı da iyi değerlenirmediği söylenebilir.

Nitekim uzun yıllar sorunu masada çözmeye çalışan Azerbaycan gelinen noktada artık konuyu masada değil askeri olarak çözmeye karar vermiş ve bu konuda attığı askeri adımlarla da uluslararası arenada haklılığını geçmişe oranla daha yüksek bir sesle dile getirmeyi başarmıştır.

Çatışmalarla ilgili gelinen noktada bir kez daha ABD, Fransa ve Rusya (Minsk Grubu) temsilcileri Cenevre'deki toplantıda sorunun masada çözülmesi kararı almışlardır.


Bölgesel bir sorun olan Dağlık Karabağ'la ilgili çatışmaların ilk günlerinden itibaren başta Almanya, İngiltere, ABD olmak üzere çok sayıda batılı devlet ve uluslararası kuruluş bir yandan taraflara uzlaşı çağrısında bulunurken bir yandan da Türkiye'nin sorunun barışçıl yollarla çözümüne katkı sunması gerektiğine işaret etmişlerdir.

Paşinyan çatışmaların ilk günlerinden itibaren başta Rusya olmak üzere Kollektif Güvenlik Antlaşması aracılığıyla büyük devletleri soruna dahil etmeye çalışırken bu çabaya sadece Fransa'dan olumlu cevap gelmesi Paşinyan'ın beklediği desteği alamadığını göstermiştir.

Fransa'nın Türkiye'ye yönelik suçlayıcı açıklamalarıyla birlikte Doğu Akdeniz'deki hamleleri de düşünüldüğünde cepheyi genişleterek Türkiye'yi zor durumda bırakmaya çalıştığı görülmektedir.

Avrupa Birliği'nin en etkin ülkesi olan Almanya da benzer şekilde ilk etapta taraflara ateşkes çağrısında bulunmuştur.

Daha sonra Alman yetkililerle yapılan görüşmelerde Paşinyan'ın Türkiye'nin durdurulması gerektiği şeklindeki açıklaması ise karşılık bulmamıştır.

Öte yandan Yunanistan'ın ise Doğu Akdeniz ve Ege sorunları üzerinden Türkiye ile yaşadığı sorunlar nedeniyle Türkiye ve Azerbaycan'a karşı daha önce olduğu gibi Ermenistan'a desteğini yenilediği görülmüştür.

Yunanistan, Azerbaycan'daki büyükelçisini "Azerbaycan hükümeti tarafından, Yunan devletinin terörist savaşçıları toplama girişimlerine ve Yunanistan'da Azerbaycan'a yönelik siber saldırılara hazırlık konusunda Yunan devletinin tolerans gösterdiği" şeklindeki iddialar gerekçesiyle geri çekmiştir.


Bölgenin en önemli aktörlerinden olan İran ise daha önce olduğu gibi Ermenistan'a yönelik verdiği desteği bu süreçte de devam ettirmiştir.

Özellikle İran üzerinden Ermenistan'a gönderilen silahlara ait kamyonların yakılması ve İran'da Azerbaycan Türklerinin Karabağ'daki çatışmalarla ilgili yaptıkları gösteriler sırasında İran yönetiminin Azerbaycan Türklerine yönelik sert müdahalesi Azerbaycan tarafından tepkiyle karşılanmıştır.

İran'ın özellikle bölgedeki çatışmaların giderek kendi sınırlarına kaymaya başladığını gerekçe göstererek bu durumun ilerleyen zamanlarda İran'ın sınır güvenliğini tehlikeye düşüreceği kaygısıyla sesini yükseltmeye başladığı gözlenmektedir.

Ayrıca bu kaygı özellikle İsrail-Azerbaycan arasındaki yakınlaşmayla daha da belirgin bir hale gelmiştir. Erivan yönetimi ise İsrail'in Azerbaycan'a silah sattığı gerekçesiyle İsrail'deki büyükelçisini geri çekerek bu konuyla ilgili tepkisini ortaya koymuştur. 


Dağlık Karabağ konusunda son dönemlerde yaşanan bu gelişmeler bölge ülkelerini de içine alan bir sürece evrilmeye devam etmektedir.

Özellikle Ermeni tarafı Batı dünyasına sadece Azerbaycan değil Türkiye'nin de bu sürecin içinde olduğu algısını yaratmaya çalışmaktadır.

Çatışmaların giderek Güney'e kaymasıyla birlikte bölge ülkelerinden İran'ın tedirginliği de artmaya başlamıştır.

İran tarafı çatışmanın ilk dönemlerinde yaptığı açıklamalarda taraflara ateşkes çağrısında bulunurken, son dönemlerdeki beyanatlarında ise Cumhurbaşkanı Ruhani "Suriye ve başka yerlerden sınırımıza terörist gönderiliyor" ifadelerini kullanarak bu durumdan duydukları rahatsızlığı daha belirgin bir şekilde dile getirmeye başlamıştır.

Başta Avrupa Birliği olmak üzere bir çok kurum tarafından Türkiye'nin bölgeyi kışkırttığına dair iddialar konusunda ellerinde kesin bir kanıt olmadığı beyan edilirken, İran'ın  Türkiye'nin "bölgeye yabancı savaşçıları taşıdığı" şeklindeki iddiaları konusunda ısrarcı olmasının iki önemli nedeni olabilir.

Birincisi kuşkusuz İsrail ve ABD'nin de etkisiyle bölgede yaşanan çatışmaların kendi sınırlarına ve ülkesine yansıması ve ülkesindeki 35 milyon Azerbaycan Türkünü harekete geçirme ihtimalidir.

Özellikle İsrail'in Azerbaycan'a askeri desteği nedeniyle kaygılı ve sert bir tutum sergilemeye başlamış olması bunun göstergelerindendir.

Nitekim ABD-İsrail ikilisinin İran'a yönelik tutumları ister istemez İran'ı Ermenistan yanında yer almaya itmektedir.

İkincisi ise ilerleyen günlerde Kafasya'da kurulacak olan müzakere masasına kendisinin de dahil olma çabası olarak yorumlanabilir.

Bilindiği üzere İran yönetimi açısından Dağlık Karabağ sorununun hem jeopolitik hem de etnik boyutlarının olması nedeniyle çözüm masasında İran'ın da yer almak istediği şeklinde yorumlanabilir.

Ayrıca İran'ın Dağlık Karabağ sorunu konusunda başından beri Ermenistan tarafını desteklediği bilinmekle beraber ilk kez kez resmi ağızlardan savaşın bölge ülkelerinin güvenliği açısından tehdit oluşturduğunu bu kadar yüksek sesle dile getirmesi akıllara bazı soru işaretlerini getirmektedir.


İran'ın Kafkaslardaki bu savaşın dışarıdan "Siyonist rejim (İsrail) ve Türkiye" tarafından kışkırtıldığını ileri sürmesi akıllara ilerleyen günlerde bu kez İran ile Türkiye'nin bölgede karşı karşıya gelme ihtimalini gündeme getirmektedir.

Ancak bu tehlike özellikle Azerbaycan'ın Karabağ'ın İran'la olan sınırını kontrol altına almasıyla birlikte kısmen ya da şimdilik de olsa ortadan kalkmış görünmektedir.

Güneyde doğrudan Azerbaycan toprakları ile Ermenistan arasında artık doğal bir sınırın oluşması bu noktada İran'ın kaygılarını bir nebze de olsa gidermiştir.

Bu durum ayrıca İran'dan Ermenistan'a sağlanan lojistik desteğin kesilmesi açısından da büyük önem taşımaktadır.

Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İranlı mevkidaşı Ruhani ile yaptığı görüşmede teröre karşı ortak hareket etme çağrısında bulunması hem İran'ın kaygılarını giderme noktasında hem de bölgede ilerleyen günlerde olası yeni ittifakların oluşması noktasında da yeni bir süreci başlatabilir.

Kafkasya bölgesinde yaşanan Dağlık Karabağ sorunu ve 30 yıldır bu soruna henüz sağlıklı bir çözümün bulunamamış olunması, çözüm için birtakım yeni arayışların da ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Bu noktada özellikle farklı alanlardaki Türkiye-Rusya  ilişkileri ilerleyen günlerde Dağlık Karabağ sorunu konusunda bu iki ülkenin ortak hareket etmesinin de önünü açabilir.

Bu iki bölgesel güç önderliğinde Astana tarzı yeni bir yapılanmaya gidilebilir. Böyle bir örgütlenme hem İran'ın bölgeesel bir güç olarak sürece dahil edilmesi hem de bu yönde bir ihiyacın olması açısından önemlidir.

Ayrıca Türkiye, İran ve Rusya'nın jeopolitik, tarihi ve coğrafi olarak bu bölgedeki mevcudiyeti bu üçlünün aslında soruna Minsk grubundan daha verimli bir çözüm önerisi üretebileceğini de düşündürmektedir.

Yani Batılı devletler olmadan, onların sunduğu çözüm önerilerinden ziyade bu meselenin bölgedeki muhataplarla daha kolay çözülebileceğini söylemek mümkündür.

Bu yaklaşım Ermeni meselesine de uygulanabilir, nitekim burada Hrant Dink'in Ermeni sorununun çözümü konusunda da tam da böyle bir öneride bulunan bir entelektüel olduğunun da hatırlanmasında yarar vardır.


Dağlık Karabağ sorunu konusunda en önemli küresel güçlerden biri olan ABD ise bugünlerde seçimlere kilitlenmiş durumdadır.

23 Ekim'de Azerbaycan ve Ermenistan dışişleri bakanlarının Washington'da yaptıkları görüşmenin ardından çatışmaların devam etmesi, ABD'nin bu konuda taraflara net bir mesaj vermediği şeklinde yorumlanabilir.

ABD'de kasım ayında yapılacak seçimlerin hem Ermenistan hem de İran açısından bazı önemli sonuçları olacağını şimdiden kestirmek mümkündür.

ABD'deki seçimlere İran açısından bakıldığında, Biden'ın kazanması halinde ABD'nin Kafkasya'da daha etkin bir politika izleyeceğinden kaygı duyulmaktadır.

Ermenistan tarafı ise diasporanın da gücüyle ABD seçimlerinde istediklerini alabilmeyi hedeflemektedir.


Sonuç olarak önümüzdeki günlerde bu konuyla ilgili olarak yürütülecek diplomatik görüşmeler veya müzakerelerde Türkiye'nin artık daha etkin bir rol almasının zamanı gelmiştir.

Türkiye'nin bölgeyle olan tarihi, coğrafi, stratejik, ekonomik ve kültürel bağları da zaten bunu gerektirmektedir.

Günün sonunda ise Paşinyan yönetiminin hem iç hem de dış politikadaki hezimetinin artık son dönemlerini yaşadığını ve Ermenistan'da yeni bir lider arayışının başlayacağını söylemek mümkündür.

Ayrıca Dağlık Karabağ sorununda kartların Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'daki gelişmelerin ardından yeniden karıldığını, yeni bir politikanın şekillendiğini ve bu süreçte başta Türkiye olmak üzere Rusya, İran, ABD ve Fransa'nın daha etkin bir politika izleyeceğini de şimdiden söylemek mümkündür.

Tüm bu girişimler bir kez daha göstermektedir ki Dağlık Karabağ meselesinde Ermenistan tarafı sorunun çözümü yerine konuya uluslararası aktörleri de dahil ederek sorunu çözümsüzlüğe mahkum etmeye çalışmaktadır.

Böylece uluslararası aktörlerin rahatlıkla Doğu Akdeniz, Ortadoğu, Ege vb. konularında olduğu gibi bu konuyu da Türkiye'ye karşı bir koz olarak kullanmalarına neden olmaktadır.

Bu noktada özellikle Doğu Akdeniz ve Ege'de yaşanan gelişmelerde istediğini elde edemeyen Fransa ve Rusya'nın yeni dönemde konuyu buradaki çatışmalarla gündeme taşıyarak çözmek yerine Türkiye'nin de dahil olduğu küresel bir mesele haline getirmeye çalıştığı görülmektedir.

Kafkaslar özelinde ise özellikle enerji, ulaşım, stratejik ve coğrafi önemi nedeniyle söz konusu devletler sorunun çözümsüzlüğünü kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya devam etmektedir.

Gelinen noktada daha önceki yıllarda diaspora üzerinden çok sayıda devletin desteğini alan  Ermenistan'ın ise bu kez beklediği desteği alamadığını göstermiştir.  

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU